23 Kasım 2010 Salı

LYKİA COĞRAFYASI VE GENEL ÖZELLİKLERİ


ANA HATLARIYLA LYKIA COĞRAFYASI    
 Sınırlat ve Topografya
"(14.3.2) Rhodos'luların Daidala'sından sonra, lykia'nın aynı isimli bir dağı olan Daidala gelir. Tüm lykia kıyı yolculuğu başlangıcını buradan alır, 1720 stadion (uzunluğundadır), engebeli ve zorludur; fakat sık aralıklarla iyi limanlandırılmış ve ölçülü insanlarca iskan edilmiştir. Yörenin doğası, Pamphylia'lıların ve dağlık Kilikia'lıların (doğasına) benler. Fakat, onlar korsanlık yaparak ya da korsanlara ganimet satışları ve demirleme yeri sağlayarak, merkez üslerini korsanlık yararına kullandılar. Pamphylia'nın Side kentinde tersaneler Kilikia'lılarla beraber kullanıldı, ve orada açık artırma yoluyla tutsakları, özgür olduklarını bile bile satıyorlardı: onlar başarıyla ital-ya'ya kadar deniz üstünlüğünü kazansalar da, lykia'lılar öyle yasalara bağlı ve ölçülü yaşadılar ki, kimse tarafından utanç verici bir kazançla anılmadılar; bilakis atadan kalma Lykia Birliği idaresinde kaldılar... (14.3.9.sat. 18) ...sonuç olarak, Pamphylia sınırındaki dağlar yamacına kurulmuş olan kent (Phaselis) lykia'hdır, lykia Birli-ği'nde ise, oy hakkına sahip değildir. Kendi başına durmaktadır... (14.4.1)...Phaselis'ten sonra,   Pamphylia'nın   başlangıcı   ve   büyük   bir   kale   olan   Olbia   gelir...'"
STRABON
Strabön, bu yazdıklarıyla Lykia'yı, coğrafi, karakteristiği ile değerlendirmiştir. Uzun tehlikeli bir kayalık kıyı şeridine sahip olmasına rağmen pek çok korunaklı limanla donatıldığını söyler ve ger­çekten Telmessos, Patara, Antiphellos, Andriake, Finike, Phaselis gibi limanlar oldukça önemli ve doğal korunaklı limanlardır ve yine onun bildirdiği gibi tüm kıyı şeridi hemen hemen 1720 stadion yani aşağı yukarı 320 km uzunluğundadır. Ona göre, Lykia kıyı sınırı batıda Daidala'nın hemen doğusundan başlar ve doğuda, Lykia kenti olan; fakat Strabon'un birlik içerisinde oy hak­kı olmadığını belirttiği Phaselis'le son bulur. Genel bağlamda bu sınırlandırma pek de yanlış de­ğildir. Pek çok yerde olduğu gibi sınırlar çoğunlukla fiziki yapısına göre belirlenmiş olup genellik­le şu şekilde kabul edilir: doğuda, Türkiye'nin en güneydeki ucu olan Gelidonya burnundan baş­layıp Antalya'ya doğru uzanan Beydağları (Masikytos'lar) arasında oluşmuş Alakır vadisinin doğu yakası ve kıyıda Idyros (Çamyuva) da dahil olmak üzere Kemer'e (Olbia) kadar olan kısım; ku­zeyde Milyas (Elmalı ve civarı), Gölhisar'ın güneyindeki Dirmil (Altınyayla) ve Seki Ovası; batıda ise Dalaman nehri (Indos).
Alüvyal yapıdaki kıyı Lykia, geniş vadilere ve yüksek iç yaylalara dar dağ geçideriyle bağlan­maktadır. Dağlık bölgelerin antik dönemde farklı isimleri vardı. Merkezi Lykia'da Kragos (Akdağlar), doğuda Masikytos (Beydağları) ve Solyma (Güllük dağı ve güneyde Tahtalı'yı da içine alan gurup), kuzey-merkez ve kuzeydoğuda Milyas, kuzeybatıda Kibyratis. Kragos'un güneyi ve " güneybatısı hariç bu bölgelerin gerçekte ne zaman ve nasıl Lykia sınırlarına dahil olduğu tam an­lamıyla anlaşılmış değildir. Strabon'a ve kaynak olarak gösterdiği Herodotos'a göre, Solymos yarımadanın en erken iskan edilen yeridir. 'Solymos' ismi kökende Milyas halkına karşılık geliyor olabilir, fakat sonraları Pamphylia ile aynm noktası olan, Lykia'daki sıradağların en doğusuna isim olmuştur. Milyas, belki de Klasik Dönem'de, Pers yönetimi tarafından Lykia dynastlığına bağ­lanmıştı ve İÖ. 360'lardaki Ksanthos egemenlik genişletmesinde de hedef olabilirdi. Fakat ke­sinlikle, yaklaşık İÖ. 370'lerde meydana gelen satrap ayaklanmasına kanlan Limyra beyi Perikle döneminde Lykia idari sınırları içerisine katılmıştı.
 
Sınırlar 
Sınırlar dönemler içerisinde değişiklik göstermektedir. Örneğin batıda Telmessos politik ola­rak her zaman Lykia'ya bağlı olmamıştır. Klasik Dönem'de Lykia'dan ayrı olduğunu Atina Vergi listeleri göstermektedir. Fakat İÖ. IV. yüzyılda Perikle döneminde Lykia'ya dahil edildiği kesin­dir. İÖ. 240 yılında kent Ptolemaios III tarafından Lysimakhos'un oğlu Ptolemaios'a verilmiş­tir. Daha sonraları 188 yılındaki Apameia Barışı'yla Pergamon kralı Eumenes'in hakimiyetine girmiş 133 yılında Pergamon Krallığı'nın çöküşüyle Lykia sınırlarına tekrar katılmıştır. Daha batıdaki Daidala, Lydai, Krya ve Kalynda ise ancak Roma imparatorluk döneminde politik olarak Lykia'ya bağlanmışlardı. Bu hususta Strabon'a bakacak olursak, bati. sının, kendi döneminde, Daidala'nın doğusundadır. Augustus ve Vespasianus dönemleri arasında bu sınırın daha batıya gittiği söylenebilir. En azından İS. IV. yüzyılda Smyma'lı Quintus sınırın Indos olduğunu vur­gular. Bizans Dönemi'nde ise Kaunos bölgeye dahil edilir.

Bölgenin Kuzey sınırları olan Kibyratis Bölgesi ise Roma generali Mutena tarafından, İÖ. 89'da, Lykia'ya dahil edilmiştir. Kibyratis bölgesi Bubon, Balbura ve Oinoanda kentlerinden oluşmaktadır.
Doğuda Phaselis ve Olympos bir sınır genişletmesi sonucunda Lykia içine dahil edilmiş olarak görülebilir. Olympos Artemidöros'a göre, Hellenistik dönemde, Lykia birliği içerisindedir. Klasik Dönem'de Phaselis Atina Vergi Listeleri'nde Lykia'dan farklı olarak kayıtlara geçmiştir. Jameson'a göre, İÖ. I. yüzyıla kadar Phaselis'in Lykia sınırlarında olduğuna dair antik kaynaklar­da bir tutarlılık olmamakla birlikte, bazı antik kaynaklara göre bu döneme kadarki herhangi bir zaman diliminde Lykia birliğinde üyeliği olmuştur ve Strabön'un "Lykia kenti olmasına rağmen bir­likte oy hakkı yoktu" gibi bir ifadesine göre daha sonra birlikten ayrılmıştır. İÖ. I. yüzyılda Olympos ve Phaselis kesin olarak Lykia'ya bağlanmış olmalıdır.

Bu çalışmada belirlenen asıl sınır Roma imparatorluk sınırlarıdır. Fakat Bizans döneminde bölgeye dahil edilen Kaunos da düşünülerek Dalyan Nehri (Kalbis) ve Köyceğiz Gölü (Kaunia) çalışmaya dahil edilmiştir.
Jeomorfoloji

L. B. Platt'a göre, yaklaşık 200 milyon yıl önce daha büyük bir şekilde sualtında olan ve su­yun bıraktığı tortullar, çökeltilerle kaplanan Teke yarımadası, Kuzey Afrika'dan ayrılarak sonraki 150 milyon yıl boyunca kuzeye, önüne gelen deniz seviyesindeki kayaları ve daha açıklardaki tor­tulları toplayarak Anadolu kıyılarına çarpana dek sürüklenmiş ve yaklaşık 50 milyon yıl önce su­yun üzerinde yükselmiştir. Dış kabuk deformasyonu, tarihsel süreçte meydana gelmiş pek çok muazzam hatta dağların dahi biçim değiştirmesine yol açan depremlere neden olarak, uzun süre devam etmiştir. Yumuşak kalker kayalar, bir kısmı kıyıya kadar uzanan nehirler tarafından muh­teşem vadiler oluşturarak kesilmiştir; kanallar, bilinmeyen derinliklerde dağların arasına doğru yeraltında açılmış bataklık çukurları aracılığıyla yukarılarda da meydana gelmiştir (Elmalı ovası gibi). Bu akarsular oldukça fazla alüvyon taşıyarak, büyük alüvyal alanlar oluşturmuştur. Örneğin Yavu Ovası'nda alüvyal katmanın 7 m'den fazla olduğu tespit edilmiştir. Myra'daki Aziz Nikolaos Kilisesi ile tiyatro civarlarındaki jeolojik araştırmalarla, kısa bir sürede oluşmuş oldukça kaim bir alüvyon tabaka olduğu anlaşılmıştır. Demre Ovası'nda alüvyon kalınlığı 100 m ya da biraz daha fazla olduğu tespit edilmiştir. 
Nüfus
Bean'e göre, yarımadanın nüfusu Roma Dönemi'nde (en kalabalık dönem) 200.000 kişi ka­dardı. Ancak, bu nüfusun coğrafi dağılımı politik ve ekonomik koşullara, ayrıca iklim koşulları­na göre geniş bir alanda yaydım göstermiştir ve yeni pek çok çiftlik , köy ve kent yerleşim yerleri­nin keşfiyle 200.000'in üzerinde olması beklenir. Klasik çağda, en büyük yerleşimler sahil boyun­ca sıralanmışlardı; fakat bu alanlar orta Bizans döneminden bu yana yerleşim görmemiş ve nüfus kaybetmeye başlamıştır. 19 yy. ortalarında, Fellows, yörenin en büyük kentinin 25 bin kişilik nüfusuyla Elmalı olduğunu belirtmektedir. Buna mukabil son 20 yıl içerisinde turizm sektörü kıyının büyük bir bölümünü işgal etmiş ve uzun süren dinginliği bozarak yeniden nüfusu artır­mıştır.
Vadiler, Yollar ve Yerleşim
Lykia Yarımadası'nın bilinen ilk kenderi (Telmessos, Ksanthos, Myra, Limyra vs.) iyi sulan­dırılmış verimli topraklarda, vadilerde (Ksanthos, Myros, Arykandos, Alakır vadileri) ve limanlık kıyı bölgelerinde (Telmessos, Patara, Antiphellos, Finike, Phaselis vs.) kurulmuştur. Akdağlar (Kragos) ile Beydağkrı'nın (Masikytos) ve Tauroslar'ın çıkıntılarının yanmada merkezinden ayır­dığı bu kender Lykia'nın temel kentleridir. Her iki sıradağın da yüksekliği 3000 m'yi aşmaktadır.
Lykia'nın doğusundaki en önemli vadi Alakır Çayı'nın oluşturduğu vadidir. Masikytos'ları ikiye ayıran bu vadi Lykia'nın en yoğun yedeşimlerinin bulunduğu bölgelerinden birisidir. Alakır Çayı'nın doğusunda, güneyden kuzeye doğru; Gagai (Aktaş), Korydalla (Hacıveliler), Rhodiapolis, Pygela, Korma (Karabük), Lykai (Bölücektaş), Kitanaura (Saraycik), Kosara bulun­maktadır. Bu kenderle fayı arasında içerisinde Tahtalı kütlesi ve Klimaks'ın da yer aldığı Beydağ­ları'nın doğu silsilesi uzanır. Bu sıradağlar boyu uzanan kıyının Gelidonya'dan Olbia'ya (Kemer) kadar olan kısmı Lykia'ya, Olbia'yla birlikte sonrası Pamphylia'ya aittir. Bu kıyıda bulunan Olympos (Musa Dağı üzerinde olan), sonradan ismini Musa Dağı üzerindeki Olympos'a izafeten Olympos olarak değiştiren Körykos (Deliktaş), Phaselis (Tekirova), Idyros (Çamyuva), Olbia, Thebe (Göynük) ve Lyrnas (Beldibi) kenderinden başka, yamaçlarda ve zirvelerde irili ufaklı pek çok yerleşim alanı ve kaleler vardır. Alakır Çayı'nın batısındaki başlıca kender ise: Finike, Limyra, Akalissos (Asarderesi) ve Idebessos'tur (Kozağaa). Akkır Vadisi, kuzeyde düze çıktığı yerde, Kozarası/Kaplan Dağı (Kosara?) civarında, yerini, Antalya'ya kadar uzayan ve yine önemli bir yol güzergahı olan Çandır Vadisi'ne bırakır. İçerisinden Çandır Çayı'nın geçtiği bu vadide, Kosara'dan sonra Typallia (Çitdibi) ve Trebenna (Geyikbayırı/Çağlarca) yer alır. Çandır Vadi-si'nin sonuna doğru ise, küçük bir vadi okn Gökdere Vadisi ve onun başlangıcındaki Onobara (Gedeller) vardır.

Finike'de denize dökülen Arykandos (Başgöz) Nehri'nin oluşturduğu vadi de yine önemli bir yol güzergahı olarak, Milyas ve kıyıyı birbirine bağlamaktadır. Bu vadi boyunda Arykanda ve Stadiasmus Patarensis'te geçen, sadece AESEI harfleri okunan ve bu vadi boyunda olması muh­temel bir kentten başka önemli yerleşim yoktur. Arykandos'un, kaynaklarını aldığı, şu an tama­men kurutulmuş olan Avlan Gölü'ne —>Aedesa (Akçay) dökülmekteydi. Akdağlar'ın (Kragos) doğu yamaçlarından doğan ve Elmalı Ovası'nı sulayan —»Aedesa Nehri boyunca; Komba (Gömbe), Khoma (Hacımusalar), belki Kodopa, Avlan Gölü yakınlarındaki Podalia kentleri ku­rulmuştur. Aşağıya, kıyıya doğru Alaca Dağları'nın hemen altında Tokluca Vadisi'ne kurulmuş olan Ameai (Emez) kentinin yanından, Tokluca Çayı geçmektedir. Bu çay, Dereağzı'na kadar aktıktan sonra; Felen Yaylası'ndan akıp Sanbelen civarlarından doğan ve Kasaba düzlüğünü ge­çen Felen Çayı (Kasaba Çayı da denir) ile Dereağzı'nda birleşirler. Oluşan bu nehir, —»Myros adıyla, yine bir yol güzergahı olan Myros Vadisi'ni geçmektedir. Bu vadide, Dereağzı'ndaki sa­vunma kalesinden sonra Myra'ya kadar bir yerleşime iz vermez. Zaten vadi oldukça dar ve ge­çilmesi zordur.
Lykia'nın yerleşim açısından en önemli ve en çok araştırılmış yeri. şüphesiz —»Ksanthos Neh­ri boylarıdır. Bu nehir boyunca, güneyden kuzeye doğru, Patara (Gelemiş), Letöon (Bozoğlu), Ksanthos (Kınık), Sidyma (Dodurga), Pinara (Minare), Tlos (Düver), Araksa (Ören) biraz daha kuzeyde olmak üzere Oinoanda (tncealiler) ve Balbura (Asar Tepe) kentleri kurulmuştur. Bu kentler —özellikle ilk sayılanlar— Lykia uygarlığının temel taşlarıdırlar. Bu vadi boyunca ilerleyen büyük bir anayol bu kentleri birbirine ve diğer bölgelere bağlar. Balbura yakınlarında olması bek­lenen —>Pyros Nehri ise, Ksanthos'un bir koludur. Stadiasmus Patarensis'e göre, Ksanthos Va-disi'nden Milyas'a iki geçiş yolu vardır. Bunlardan güneyde olanı Neisa (Sütleğen) üzerinden; ku­zeyde olanı ise, Akdağlar'ı (Kragos) aşarak Kastabara (Deliktaş?) üzerinden gider. Daha kuzeyde ise, Indos'un (Dalaman Çayı) bir kolu olan —>Kaularis Nehri, antik —>Kabalitis Gölü (bugün ku­rutulmuş olan Söğüt Gölü) güneyinden kaynağını alır. Gölhisar'ın kuzeyindeki Kibyra ile Lykia'nın kuzey sınırı çizilmiş olmaktadır.
Ksanthos Nehri vadisinin batısında ise, Fethiye Körfezi'ne (Antik Glaukos Kolpos) kadar bölgenin başlıca kentleri, Kadyanda (Üzümlü) ve Telmessos (Fethiye) yer alır. Glaukos Kolpos'a, —»Glaukos Nehri (Kızıl Dere) ve daha batısında —»Ninos Nehri (İnlice Çayı) dökülmektedir. Ninos Nehri'nden sonra Kalynda (Kozpınar) kenti, onun kuzeydoğusunda Hippukome (İthisar) ve Symbra kenderi bulunur. Stadiasmus Patarensis, Kalynda'dan sonra yolu geç dönemlerde Lykia'ya dahil edilmiş olan Karia kenti Kaunos'a (Dalyan) verir, bu arada —»Indos (Dalaman Çayı) Lykia'nın batı sınırını belirlemektedir.


    LYKIA'NIN SU COĞRAFYASI 
     Günümüz Coğrafyası ve Antik Coğrafya
Lykia bölgesi su yönünden oldukça bereketli olmakla birlikte, antik döneme nazaran su re­zervleri günümüzde oldukça azalmıştır. Sulama, kaynakların ve göllerin kuruması veya kurutul­ması ve baraj yapımıyla pek çok nehrin su debilerinde düşüşler görülmektedir. Buna en iyi ömek Başgöz Çayı'dır (—»Arykandos). Nehir, kaynağı olan Avlan Gölü'nün arazi elde etme ve Başgöz üzerinde bir baraj kurma amacıyla suyunun kanallarla akıtılarak bilinçsizce kurutulması sonucun­da neredeyse tamamen sudan yoksun kalmıştır. Nehrin yan kaynakları da bundan etkilenerek es­kisi gibi su vermemektedir. Arykanda'nın hemen yakınlarında, anayol üzerindeki meşhur kayna­ğın suyu, her geçen gün daha da azalmakta ve kurumaya yüz tutmaktadır. Başgöz'e, de­nize dökülmeye 1-2 km. kak, büyük bir hayat veren Göksu (—>Iimyros) bol suyu ile Başgöz'e karışıp Finike'ye kadar ilerlemektedir ve gemilerin girebilmesine müsait bir ağız oluşturmuştur. —Aklar Çayı üzerinde kurulan baraj ve büyük bir kısmı nehrin eski yatağında olan bahçe ve se­raların sulanması, nehrin su miktarının oldukça azalmasına neden olmuştur. Nehir üzerindeki, narenciye bahçeleri ve seralar içersinde kaybolmuş olan 360 m uzunluğundaki bir geç Roma köp­rüsü nehrin antik dönemdeki genişliğini anktmaya yetmektedir.
Daha doğuda okn Çandır Çayı da, Başgöz gibi kuru bir yatağa sahiptir. Yazın neredeyse ta­mamen kuruyan Demre Çayı (—»Myros), yakın dönemlere kadar yol açtiğı seEerle Myra kenti­nin ovadaki kısmını alüvyonlark kapatmıştır. Kuzeyde, antik ismi —»Kabalitis okn Söğüt Gölü de, Avlan Gölü ve Kara Göl'ün akıbetine uğramıştır ve sadece kışın su bulunmaktadır. Elmak Ovası'ndan ve Akdağkr'ın (Kragos) doğu yamaçlarından doğan Akçay'ın (—»Aedesa) üzerine kurulan barajdan sonraki kısmı, şu an sadece bir dere konumundadır. Kragos'un batısında akan —►Ksanthos Nehri de su kaybına uğramıştır. Antik dönemde üzerinden Ksanthos'a kadar gemi­lerle gidilebilen nehirden Ksanthos yakınlarında bazı yerlerinde yürüyerek karşıya geçmek yazın nerdeyse mümkün hale gelebilmektedir. Daha 19 yy. başkanda Fellows, antik eserleri taşıdığı gemileri Ksanthos yakınlarına kadar sokmayı başarmıştı. Nehrin kaynakları, özellikle Araksa ci­varında olmak üzere genelde çok miktarda su vermektedir. Bir başka yan kolu, Tlos yakınlarında büyük bir kaynak olan —>Saklıkent'tir. Antik dönemde Glaukos Kolpos olarak anılan Fethiye Körfezi'ne akan nehirlerden biri olan Kızıl Dere (—>Glaukos Potamos) kaynağını aldığı Nif köy­lerinden sonra sulama kanallarına ayrılmış ve az bir kısmı denize ulaşabilmiştir. En batıdaki Indos Nehri'nin su miktarı da aynı nedene bağlı olarak azalmıştır. Üzerine kurulan baraj nedeniyle Akköprü tamamen sular altında kalmıştır.

Pek çok nehir artık su bulundurmamaktadır. Antik dönemde belki de sürekli akıcılıkları olan bu nehirlerin pek çoğu, yazın su bulundurmadığından artık geçici nehir statüsü kazanmış ya da tamamen yok olmuşlardır. Örneğin Lykia'nın doğu yarısındaki nehirlerden Alakır ve kısa Göksu hariç hepsi (Çandır Çayı, Kesme Boğazı'ndan akan Kesme Çayı —> Idyros, Demce Çayı —»Myros ve üst kolları) geçici nehir statüsüne geçmişlerdir.
 Nehir, Göl ve Kaynaklardaki Su Kaybına Yol açan Etmenler
Tarım sektörü; Bilindiği gibi Teke yarımadası, Türkiye'nin en fazla seracılığının yapıldığı ve narenciye açısından en zengin bölgesidir. Yetiştirilen ürünler sadece bu bölge halkına değil, bütün Türkiye'ye yönelik olarak yetiştirilmektedir. Doğuda Alakır Çayı'nın oluşturduğu alüvyal arazide bulunan Kumluca ve Finike bölgesi başta olmak üzere, Kasaba Ovası, Felen Yayla, Demre Ça­yı'nın kıyıda oluşturduğu arazi, Eşen Çayı boyunca uzanan verimli düzlükler, Fethiye Körfezi kıyıları ve Dalaman havzası, neredeyse tamamen sera ve narenciye bahçeleri ile kapkdır. Bu böl­gelerden elde edilen ürünler tüm Türkiye'ye dağıtılmaktadır. Doğal olarak antik dönemdeki nüfus ile günümüz nüfusu arasındaki orana paralel olarak bu alanlar kat kat çoğalmıştır. Bu bölgelerin bağlı oldukları su kaynakları, çok daha fazla tarım alanına paylaştırılmış, dolayısıyla nehirlerin de­nize kadar ulaşmaları zorlaşmıştır. Bu su dağıtımı, yapay kanallar, su pompaları yapay göletler ya da küçük çapta su yatağı değiştirilmesi aracılığı ile yapılmaktadır.
Barajlar: Türkiye'de enerji ihtiyacı, çok büyük bir oranla nehirler üzerine kurulan hidroelekt­rik santrallerinden sağlanmaktadır. Nehirlerdeki suyun bu santrallerde tutulması su eksilmesinin bir başka önemli nedenidir. Bir çok Avrupa ülkesinde bu amaca yönelik kurulan, doğaya hiçbir zararı olmayan ve külfeti oldukça az olan yel değirmenleri, maalesef Türkiye'de hiç yaygın değil­dir. Pek çok nehir bu doğal bozgundan nasibini almıştır. Üstelik bu uğurda kültür değerleri dahi hiçe sayılmaktadır (örn. Zeugma, Indos Üzerindeki Akköprü). Lykia'da Alakır Çayı ve Elmalı Ovası'ndaki Akçay'ın (—»Aedesa) sularının azalmasindaki ana etmenlerden biri üzerlerinde kuru­lan barajlardır.


İçme suyu ihtiyacı: Suyun kender ve köyler içerisindeki içme ihtiyacına yönelik dağıtımı da su azalmasının önemli nedenlerinden birisidir. Antik dönem insanına yetip de artan bu su mikta­rı, günümüz insanı için zaman zaman yetersiz kalmaktadır, fakat yine de Teke Yarımadası, Türki­ye'de içme suyu sıkıntısı en az olan bölgelerdendir. Fakat kaynakların büyük bir bölümü içme suyu elde etme amaçlı kullanıldığından, nehirlerin kaynaklar aracılığıyla beslenme düzeyi en aza inmiştir.
Diğer bilinçsiz yanlışlıklar: Lykk'daki geniş taam düzlüklerinden yukarıda bahsedilmişti. Bu geniş düzlüklerin insanlara yetmediği ya da buralardan yeterince kullanılmadığı görülmektedir. Tarım alanı ihtiyacını karşılamak isteyenlerin başvurduğu bir yol da bir göl kurutularak arazi sahi­bi olmaktır. Maalesef bu örnekler Teke Yanmadası'nda da görülmektedir. En iyi örneği, Elmak Ovası'ndaM Avlan Gölü arazisidir. Göl etrafına yapılan kanallar aracılığıyla kısa bir sürede kuru­tulmuştur. Yerlilerden aldığım bilgilere göre, bu kurutmanın amacı, yaklaşık 15 yıl önce başlan­gıçta sadece Başgöz (—»Arykandos) üzerine yapılacak bir barajın beslenmesi idi Fakat sonraları, Başgöz kenarlarındaki dağlann barajın duvarlarını tutamayacağı anlaşılmış ve barajdan vazgeçil­mişti. Ne yazık ki iş işten geçmiş, Avlan Gölü'nün kuruma süreci artık başlamıştı. Çok kısa süre­de suyunu kaybeden Avlan Gölü, Başgöz'ün temel kaynağıdır. Onun kuruması nehri de kuruttu. Avlan Gölü bir daha su toplayamadı, çünkü onu besleyen derelerde artık yoktular ve açılan ka­nallar kapatılmadı. Antik dönemde Kragos'un doğu eteklerinden doğup Avlan Gölü'ne kadar ilerleyen Akçay (—»Aedesa) üzerinde yapılan barajdan ve sulama amaçlı ovaya dağıtılmasından dolayı Göl'e ulaşamadan çok önceleri yok olmaktadır ya da yok denecek kadar az bir su bulundu­rur. Bu gölün arazisi tamamen üst yönetici sıfatındaki insanlarca paylaşıldı, böylece Göl'ü satın alamayanlar, onun kurutarak arazisini elde etmiş oldular. Şu an Arykandos Vadisi'nden Elmak'ya giden asfalt yol bu arazinin tam ortasından geçmektedir. Bu yoL yolcularından hikayesini öğre­nenlerin içerisinde buruk bir üzüntü bırakarak, Elmak'ya kadar gider. Elmak Ovası'nda kurutulan göl sadece Avlan değildir. Avlan Göl'ü ortasından geçen yol Elmalı yakınlarında bir başka eski göl içerisinden geçer. Olduğu dönemlerde, Kara Göl ya da Elmak Gölü olarak adlandırılmış bu göl de benzer bir şekilde aşağı yukarı aynı dönemlerde kurutulmuş ve tarım alanı olarak kullanıl­maya başlanmıştır. Kısmen insan ekyle kurutulmuş olan bir başka Göl daha kuzeyde bulunan Söğüt Gölüdür (-^Kaularis). Bu göL sadece kışın su bulundurur ve tarım döneminde tamamen arazileri ekime açılır.


      Suların Lykia Ekonomisindeki Yeri
Pek çok yerde olduğu gibi Lykia'da da başta nehirler olmak üzere su potansiyelinin ekonomi­ye faydası büyüktür. Taşımacılık, tadı su balıkçılığı ve tarım arazilerinin sulanması bu faydada en büyük paya sahip olanlardır. Nehirler üzerinden kendere ulaşım, iç kesimlerden kıyıya mal ulaş­tırması ve yukarılardan elde edilen kerestelerin doğrudan nehir üzerine bırakılarak limanlara ulaş­tırılması büyük bir kolaylıktı. Nitekim Lykia'da bunların tümünün de yapılabilmesi mümkün ol­muştur. Fakat antik kaynaklara bakıldığında nehitde gemi taşımacılığının büyük boyutta olmadığı görülür. Elimizdeki antik kaynaklara göre gemilerle üzerinden kesin olarak ilerlenebildiği belirti­len nehirler şunlardır: 
1)   —>Limyros 
Gagai'dan hamyra nehrine kadar 60 stadiondur. onun 60 stadion ürerinde de Lamyra olarak söylenen kent vardır. (sonra limyros?) nehri boyunca gemiyle gidilebilecek Limyra kenti (gelir)
          2)   —»Ksanthos
Telmissos limanı ve ürerinden Ksanthos'agidilen Ksanthos nehri.
Daha sonra, önceleri Sirbis dedikleri Ksanthos nehri (gelir) Gemilerle 10 stadion gidilirse Utöon'a varılır..
 Patara'dan, gemilerin girebildiği Ksanthos Nehrine (yukarısında Ksanthos Kenti vardır) 60 stadion
Elimize ulaşan bu antik aktarımlara göre sadece iki nehrin gemi ilerleyişine müsait olduğu gö­rünmektedir. Fakat bu ikisi sadece kesin olanlardır ve diğer bazı nehirlerinde bu özelliğe sahip olduğu düşünülebilir. Örneğin —»Indos, belki —»Glaukos ve —-»Alakır bu özelliklere sahip olabi­lir. Yine de portulanlarda gösterilen bilgilere göre bu yönde daha fazla bir gelişme olmadığı ortadadır. Skylaks, İÖ. 5. yüzyılda sadece —»Ksanthos Nehri ve Iimyra'ya gidilebilecek bir nehri (—»Limyros? Göksu) gemilere açık olarak gösterir. Aynı şekilde SMM de sadece —»Ksanthos ve -►Limyros'un ilerlenebilir olduğunu bildirir. Ayrıca, Ptolemaios Lykia bölümünde sadece —»Ksanthos ve —»Iimyros Nehri'nin ağzını vermeyi yeterli bulmuştur. Aslında bu durum bize Lykia'nın gemi ile iç kısımlara ukşıroının kolay olmadığını göstermektedir. Böyle bir durumda bu akarsuların ağızlarında liman kentleri edinen kentlerin şanslı olduğu görülür. Ksanthos Kenti, en azından Klasik Dönem'de Patara'yı liman kenti olarak kullanmış olabilir fakat Ksanthos Neh­ri'nin Patara'ya ulaşmayışı Ksanthos'un limanı olma işlevine gölge düşürmektedir. Limyra'da du­rum böyle değildir. Iimyros kanalıyla Finike, Iimyra'ya hizmet eden büyük bir liman olmuştur. Ayrıca Klasik dönemin iki büyük dynastlığı olan Ksanthos ve Limyra, nehirle ulaşılabildiği kanıt­lanan yegane kentlerdir. Bu özellik elbette diğer kentlere göre zenginlik ve güç bakımından bü­yük bir ayrıcalık oluşturmalıydı. Çünkü en zahmetsiz ve en ucuz ticaret gemiyle yapılmaktaydı. Kara ticareti gerçekten zahmetli ve pahalı olduğundan; bu ucuz, hızlı ve az sorunlu sistem, diğer kentlere nazaran zengin ve güçlü oluşlarının temel nedenlerinden biri sayılmalıdır. Bu kentler, mala daha çabuk ve ucuz sahip olmakta, üstelik çevresine pazarlama şansını elde etmektedir. En azından Roma Dönemi'nde yapılan kaliteli yol sistemleri kullanılıncaya kadar gemi ticareti eldeki büyük güçlerden biri olmalıydı. Dağlık kesimlere olan ulaşımın zorluğu ister istemez liman tica­retlerine yönlendirmişti. Fakat, Lykia'nın ticari gemicilik hususuna da yeterince vakıf olup olma­dığı veriler doğrultusunda bir soru işaretidir.
Nehirler başka şekillerde de ticarete yönelik kullanmışlardır. İç kısımlarda yetişen sedir ağaç­larının limanlara ulaştırılmasında başlıca rol nehirlere düşmekteydi. Lykia ekonomisinde büyük bir paya sahip olan sedir ihracatında en önemli aşama, dağda kesildikten sonra vadideki akarsuya doğrudan bırakılarak denize kadar ulaşmasını sağlamak ve limanlarda toplanarak yüklemelerinin yapılmasıydı. Buna iyi örneklerden bir tanesi —»Arykandos (Başgöz) Nehri'dir. Arykanda yakınla­rındaki sedir ağaçları kesildikten sonra vadi boyunca yolculuğunu bu nehir üzerinde yapmaktay­dılar ve aşağıda Finike limanı'nda toplanarak yüklenirlerdi. Doğu Lykia'da —»•Phoinikus ve —»•Barsak çayları da bu amaç için kullanılmışlardır. Batıda Indos ve Karia'da Kalbis nehirleri de kereste taşınmamda kullanılmışlardır.


LYKİA'NIN HİDRONOMİSİ 
Bölgelere Göre Coğrafi Dağılım     
 Doğu Lykia:
Antalya'dan Kumluca'ya, 1960'larda yapılan kıyı yolundan önce, sadece Çandır Vadisi'nden gidilmekteydi Çandır Vadisi'nden Çandır Deresi akmaktadır ve Kozarası yakınların­dan doğar. Nehrin güneyinde küçük bir vadi olan Gökdere vadisi bulunur ve bu vadiden de —»Sansu adında bir dere akmaktadır. Bu Derenin denize döküldüğü yerde Stadiasmus Patarensis'e bağk olarak bir liman beklenmektedir. Doğu Lykia'nın en önemli akarsuyu —>Alakır Çayı'dır. Bu çayın antik dönemdeki ismi bilinmemekle birlikte, —Limyros ya da —»Gages olabileceği üzerine görüşler vardır. Oldukça uzun bir vadi oluşturan bu çay, çok büyük bir alüvyal ova oluşturmuş ve yatağını değiştirerek doğuya kaymıştır. Kemer'in hemen batısında bulunan Kesme boğazından Kesme Çayı ya da Ağva Dere denen akarsu akmaktadır. Bu akarsu da antik —>Idyros ile eşleştirilmiştir. Daha güneyde Olympos'ta büyük bir ihtimalle ismi —»Phoinikus olan Kavşık Çayı denize karışır, bu su kentin ortasından geçer ve kaynakları belki de, antik dönemde çok güzel bir manzarası olduğu bildirilen aquae Regiae (Krallık suları) adıyla anılır.
Batı Lykia:
—»Ksanthos Nehri'ne gelmeden önce Patara girişi yakınlarında, —»Telephos kaynağı ile özdeş olması muhtemel bir kükürtlü kaynak vardır. Araksa'daki kaynaklarla asıl gücünü bulan —>-Ksanthos Nehri'ne doğudan, Kragos eteklerinden doğan —»Saklıkent sulan karışır. Balbura civarlarında nehre —»Pyros nehri katilır. Telmessos'un kuzeyinde Kızıldere (—»Glaukos) denize ulaşır. Bu nehrin bati kolunun ismi Telmedius'tur. Ondan sonra, antik ismi —»-Ninos olan İnlice Çayı denize dökülür. Daha batıda ise Dalaman (—»Indos) ile inlice çaylan arasında Kalynda ya­kınlarından doğan —>Axon (Kirten Dere) akmaktadır.
Orta Lykia:
Elmak Ovası'ndan doğu Lykia kıyısına Arykandos Vadisi aracılığıyla inilmektedir. Bu vadiden akan —-►Arykandos Nehri'ne (Başgöz) denizle buluşmadan 2 km önce, Limyra'dan kaynaklarım alan Göksu (—»Iimyros) karışır. Daha doğuda Demre'de denize dökülen —»Myros (Demre) Nehri gelir. Myra yakınında —»Sura'daki kaynak havuzunda bir balık kehaneti yapılmaktadır. An­tik kaynaklarda, Myra'nın yakınındaki bir başka yerleşim olan -»Kyaneai yakınlarında, antik kay­naklarda bahsedilen bir kehanet kaynak havuzu vardır. —»Myros'tan, —»Ksanthos Nehri'ne ka­dar, denize dökülen akarsu yoktur.
 Kuzey Lykia:
Mylias Bölgesi'nin ortasından akan —»Aedesa (Akçay) Avlan Gölü'ne dökülür. Çok daha ku­zeyde ise Söğüt Gölü (—>Kabalitis) vardır. Bu gölün güneyinden, Ksanthos'un kaynaklarının doğduğu yerin kuzeyinde, —>Kaularis kaynak bulur ve daha yukarıda —»Indos'a karışır.

KAYNAKÇA :  LYKİA HİDROGRAFİSİ (FATİH ONUR)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder